Allahuekber Dağları'nda 15 Aralık 1914-5 Ocak 1915 tarihleri arasında
gerçekleşen trajik savaşın acı bilançosu, çoğu kurşun atamadan, soğuğa yenik
düşerek ölen 90 bine yakın Türk askeriydi. Biz sadece "Allahuekber Dağı
Şehitliği"ni gezebildik ancak, Allahuekber Dağları'nın sırtlarından köy ve
ilçe merkezlerine kadar geniş bir bölgeye yayılan şehitliklerin bir kısmı anıt,
diğerleri ise mezar formundaymış. Yöredeki diğer şehitlikler şunlarmış:
Allahuekber Dağı Meçhul Asker, Batı Kışla, Yukarı Sarıkamış, Millet Bahçesi
Meçhul Asker, Makineli Tüfek, Dikenli Tabya, Turnagöl, Ağababa, Yayıklı Köyü
Kırklar, Divik Yayla, Tekçam, Soğanlı Dağı, Hamamlı, Mescitli, Yağbasan, Bardız
ve Çakırbaba Şehitlikleri.
16 Şubat 2014 Pazar
15 Şubat 2014 Cumartesi
Kar Tanelerinin Kristal Olup Düştüğü Yer
Sarıkamış
Kayakla ilgim olmadığı için Kars'a gitmeyi hep çok istesem de, Sarıkamış aklımın ucundan geçmezdi. Ta ki, Katerina'nın Av Köşkü'ne evsahipliği yaptığını öğreninceye kadar. Köşk'ü görmek istiyordum. Sarıkamış'la ilgili incelemelerimde, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda, 40 yıl Rus işgali altında kalan Sarıkamış'ın, Rus ordusu tarafından kışla ve garnizon olarak kullanılan, Rus mimarisinin özelliklerini yansıtan binalara dolu olduğunu öğrendim. Savaştan hoşlanmadığım için, "askeri binalardan banane" havası içindeydim.
Derken, yolumuz Kars'a ve Sarıkamış'a düştü. Katerina'nın daha doğrusu Çar'ın Köşkü'nü gezdikten sonra, minibüsümüzle Kayak Merkezi'ne giderken, ilçenin içinde gördüğümüz binalar, binaların mimarisi, planları, yerleşimleri beni benden aldı. Sarıkamış programımız Köşk ve Kayak Merkezi'nden oluştuğu için, ilçenin merkezini gezememiştik ama, bu demek oluyordu ki, Sarıkamış'a bir kez de bunun için gelinecekti.
![]() |
| Foto: Ayşe Keskalan |
Katerina'nın Av Köşkü
28 Ağustos 2013 Çarşamba
10 YIL ÖNCE 10 YIL SONRA... SEFERİHİSAR
Ankara'da, gazetecilik yıllarında tanıdım Fulya'yı. Daha doğrusu ben mesleği bırakmıştım ama Fulya devam ediyordu. Yıllar geçti, Fulya Ankara'yı terketmeye, memleketine yani Seferihisar'a dönmeye karar verdi. Döndükten kısa bir süre sonra da, beni Seferihisar'a davet etti. İzmir'in bir ilçesi olması dışında hiçbir bilgim yoktu Seferihisar'a ilişkin. Belki Fulya'dan önce adını bile duymamıştım. Turistik bir mekan değildi o zamanlar. Atladım otobüse gittim. İki arkadaş, güzel zamanlar geçirdik beraber. Tatil bitti Ankara'ya döndüm. Bir gün Seferihisar'ın "citta slow" seçildiği haberini okudum. Citta Slow da ne ola ki dedim. Baktım, tam benlik bir şeymiş. Küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam tarzını standartlaştırmasını, yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için ortaya çıkmış bir kentler birliği imiş. Küreselleşmenin yarattığı homojen mekanlardan olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini koruyarak dünya sahnesinde yer almak isteyen kasaba ve kentlerin katıldığı bir birlikmiş. Citta Slow hakkında detaylı bilgi için şurayı tıklayınız:
http://www.cittaslowseferihisar.org/index.php?option=com_content&view=article&id=55&Itemid=62
http://www.cittaslowseferihisar.org/index.php?option=com_content&view=article&id=55&Itemid=62
![]() |
| 10 Yıl Önce. Temmuz 2003. |
28 Haziran 2013 Cuma
Yaşasın Bağzı Şeyler !
"Olmaz olmaz deme hiç, olmaz olmaz sevgilim. Hayat neler gösterir belli olmaz sevgilim" diye bir şarkı vardır hani. Hakkaten de "olmaz olmaz" dememek gerekiyormuş. Yıllardır günübirlik doğa yürüyüşlerine katılırım. Bu yürüyüşlere katılan arkadaşlar çoğunlukla dağcılıkla da ilgilidirler. Dağda yürümek, zirve yapmak, dağda çadırlı kamp kurmak filan benim için "bilim kurgu" tadında hadiseler idi. Çok çok dağcılık filmleri izlemiş, dağcı arkadaşlarımın fotoğraflarına bakmakla yetinmişimdir.
21 Mayıs 2013 Salı
Niksar'ın Fidanları Koyverin Gidenleri
Doğa Araştırmaları Sporları ve
Kurtarma Derneği (DASK) her yıl “Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması” düzenliyor.
Geçen seneki Samsun Vezirköprü’de, ondan
bir önceki yıl İğneada’da yapılmıştı. Bu sene ise 16-19 Mayıs 2013 tarihleri
arasında Tokat’ın ilçesi Niksar’da yapıldı. Kars’lı fotoğraf sanatçısı A. Kadir
Ekinci ile tanışmamış, sohbet etmemiş olsaydım, bu seneki DOGAY’a katılmayı
aklımdan bile geçirmezdim. Kadir Ekinci’ye, AFSAD’da bir sohbet sırasında, Kars’tan
sonra Türkiye’de en çok beğendiği yerin neresi olduğunu sormuştum. O da hiç
tereddütsüz, “Tokat” demişti. O sırada
ortada DOGAY mogay yoktu. Sonra bir de baktım, bu seneki DOGAY Tokat’ın ilçesi
Niksar’da. Üstelik, aksiyon sever dostlarımın çoğu da orada olacak ! Ben durur
muyum ? Tabi ki durmam. 17 Mayıs Cuma akşamı iş çıkışı üç araba Ankara’dan
Niksar’a doğru yola çıktık. Niksar’a, kamp alanına vardığımızda gece yarısı
olmuştu. Yol arkadaşlarım Özgür, Deniz ve Avni Bey’in yardımlarıyla çadırımı
kurdum. Çadır arkadaşım Yelda, ertesi gün sabah başka bir grupla yola
çıkacağından o geceyi çadırda tek başıma geçirecektim. Ürkmedim mi, ürktüm. Bu nedenle çadırlara yer seçerken, Özgür’e neredeyse yalvardım, “Çadırları
birbirine yakın kuralım noluuuuuuurrrr” diye. Bu benim ikinci çadır konaklamalı
gezim olacaktı. İlki geçen yaz, Akçakoca’da idi. Çadırda kalmaya alışır mıyım,
sever miyim, tereddütlerim vardı. Çadır
kurmak filan nasıl olacaktı ? Kim uğraşacaktı ? Yola çıkmadan önce evde salonda
kurmayı denemiştim olmamıştı. Kafam soru işaretleri ile şüphelerle doluydu.
Üstelik de gecenin bir köründe kurulacaktı o çadır. Neyse, imece usulü
çadırımızı kurduk. İçini yerleştirdim. Matı serdim, uyku tulumunu serdim. Gece
lambasını astım. Yanlarda cepler varmış, onlara eşyalarımız koydum. Hatta
çadırı geri toplarken o ceplerde lens solüsyonumu ve gözlüğümü unutmuşum. Allah’tan
Yelda fark etti son anda toplanırken. Yoksa, aranıp duracaktım ta ki 1-2 Haziran’daki
Lahitkaya’ya gidene kadar. Çadırlar kurulduktan sonra birer yorgunluk kahvesi
içtik, hatta Deniz’in getirdiği votkadan da içtik. Bu arada diğer çadırlardan birinden gelen sesin desibeli,
Boğaziçindeki Rasathanede bile ölçülemeyecek cinstendi. Yer gök inliyordu
sanki. Belki bir bakıma iyiydi bu durum, zira o gece çadırda sakin sakin
uyuyabildiysek, civardaki ayı, domuz,
tilki kardeşler bize “hoş geldiniz” demeye gelmedilerse, bunu o amcanın horlama
sesine borçlu olabiliriz. Olaylara tek taraflı bakmamak lazım nitekim. Neyse, uyuyalım
artık, en azından o sese rağmen bunu başarır mıyız bir görelim dedik. Sabah olup da gündüz gözüyle baktığımızda, Yelda ile ortaklaşa
aldığımız minik mavi çadırımız o kadar sevimli görünüyordu ki, hemen
fotoğrafını çekip Yelda’ya gönderdim.
15 Mayıs 2013 Çarşamba
SEYİR DEFTERİ
Efendiiiiim ne zamandır isteyip de ertelediğim şeylerden biri de, amatör denizci belgesi almaktı yani yelkenli bir tekneyi kullanmayı öğrenmek. Şubat ayında, bir pazar sabahı trekkinge giderken, otobüste, Yelda dedi ki "Sinan ve ben kaptanlık kursuna başlıyoruz." Nerede, ne zaman, nasıl demeye kalmadan, pazartesi akşam ben de onlarla beraber kurstaydım. Yalnız ben devam edemedim iş güç yüzünden. Onlar belgelerini aldılar. 23 Nisan tatilinde de Özgür'le beraber eğitime çıkmaya karar verdiler. Sağolsunlar, kursa gitmediğim, belge almadığım halde, beni de dahil ettiler eğitim programlarına. Onlar mektepli, ben alaylı olarak tekneye adımımızı attık. Kiraladığımız tekne, küçücük minnacık, yaklaşık 8 metre boyunda (denizcilikte metre değil de feet kullanılıyor ama şimdi hesaplayamadım 8 metre kaç feet eder), yekeli, sevimli mi sevimli bir tekneydi.


Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




