Karadeniz'e ilk kez 2014 yılında turist
olarak gidip, fahri Karadeniz’li olarak dönmüştüm. O kadar sevmiş, o kadar etkilenmiştim ki, aradan bir yıl
bile geçmeden 2015 Haziran’ında tekrar gittim. Geçen sene
söylentileri dolaşıyordu ama ihtimal vermemiştik. Bu yıl, o yere
batasıca “Yeşil Yol Projesi” kapsamında buldozerler, iş makineleri güzelim
yaylalara girmişti bile. Yeşil Yol dedikleri proje ile Samsun’dan Artvin’e
uzanan, toplam 2 bin 600 km’lik bir otoban yapılması öngörülüyor. Otobanla
yaylaları birbirine bağlayacaklarmış. Otoban demek, beton demek, beton demek
otobanın geçtiği yerlerdeki bitki ve hayvan çeşitliliğinin zarar görmesi demek.
Benzin istasyonları demek. Beş yıldızlı oteller, kitle turizmi demek. İnsan
kalabalığı, araç kalabalığı, egzoz kokusu, balata kokusu, korna kirliliği, çöp
demek. Yeşil Yol ile ilgili rivayetler türlü çeşitli. İşin iç yüzünde
madencilik faaliyetlerinin rahatça hayata geçirilmesi de var deniyor.
 |
Foto: İnternet |
Yeşil Yol’u niye istemiyoruz ?
İlk olarak ben ve benim gibiler,
yaylaları yürüyerek keşfetmeyi seviyoruz. Büyük şehirlerde her an iç içe
olduğumuz insan kalabalığından, trafik sıkışıklığından, araçlardan, gürültüden,
betondan uzaklaşmak, taze bir soluk almak, gözümüzü yeşile bakarak
dinlendirmek, kafa dinlemek, huzur bulmak için yaylaya kaçıyoruz. Evet,
bildiğiniz kaçıyoruz, hatta sığınıyoruz. Yaylaların patika yollarını, toprak
yollarını seviyoruz. O daracık yollardan transit tipi araçlarla kıvrıla kıvrıla
yukarılara tırmanırken, manzaranın nefes kesiciliğine tanıklık etmeyi
seviyoruz. Yolun bir yanı uçurum diye yüreğimiz ağzımıza gelirken bir yandan,
bir yandan da manzara karşısında çocuklar gibi sevinmeyi seviyoruz.

Diyeceksiniz ki, ne kadar
bencilsin. Yürümeyi sevmeyenler, yaşlılar, hastalar ne yapsın ? Onlar bu
güzellikleri görmesin mi ? Bir kere, yaylalarda zaten yol var. Evet, topraktan,
evet patika. Ama işlev görüyor mu, görüyor ! İsteyenler, o yollardan da
çıkabilirler yaylalara. Haaa, 1 saatte değil de 3 saatte ulaşırlar, ama
ulaşırlar. Güzel şeyler, emek ister. Ama günümüz insanı o kadar meşgul, o kadar
yoğun, zamanı o kadar dar ki, hiçbir şeye emek harcamak istemiyor. Emek
harcamadan her şeye konmak istiyor. Çözüm, asfalt yol yapmak değil, mevcut
yolların bakımını yapmak, var olanı iyileştirmek olmalı.
İkincisi, konu sadece ben ve
benim gibilerin bencilliği değil. Bir de, o yaylalardaki ormanlarda yaşayan
yüzlerce, binlerce bitki ve hayvanın yaşama hakkı konusu var. Bu yaylalar, ormanlar, bir sürü bitkiye ve hayvana ev sahipliği yapıyor. Üstelik, bunların arasında
“endemik” olduğu için, yani sadece ve sadece o bölgede yetiştiği için çok özel,
çok önemli, çok değerli olan bitki türleri var. Fırtına Vadisi ormanları,
biyolojik çeşitlilik bakımından en değerli ve acilen korunması gereken 100
orman arasında yer alıyormuş.
Güven İslamoğlu, Cnn Türk’teki Yeşil Doğa
programında konuyu gündeme getirmiş. Orada ropörtaj yaptığı bir orman
mühendisinin şu sözleri dikkate ve ciddiye alınmalı: “Bitkilerin yayılması
bakımından, yaban hayvanları bakımından sorun var. Yollar, dereden betonlarla
ayrılıyor. Hangi karaca, hangi çakal, hangi kurt, hangi ayı inip de dereden su
içebilecek ? Milli parklarda yol ya da yaylalarda yol bir yatırım değildir. Tam
tersi, Milli Parklar geleceğe ait bir yatırımdır.”
Kendi yaşam hakkınıza saygı
duyulmasını beklerken, diğer canlıların yaşama hakkına tecavüze kalkışmak,
görmezden gelmek ne kadar ahlaklı sizce ? HES’lerle dereleri kuruttuğumuzda,
Yeşil Yollarla ormanları bitirdiğimizde, nerede nefes alacağız söyler misiniz ?
Nereye göç edeceğiz, nereye sığınacağız ?
Ayder Yaylası Örneği
Karadeniz’e her yıl giden
arkadaşlarım var. Ayder Yaylası örneğini verir dururlar. Artık oraya
gitmediklerini, gitmek istemediklerini söylerler. Nedeni de, Ayder’in betonlaşması.
Yolu asfalt olan Ayder’de, İstanbul trafiğini aratmayan bir trafik varmış. Biz bu yaylalara trafikten, betondan,
gürültüden, kalabalıktan uzaklaşmak için çıkmıyor muyuz ? Nefes alma
yerlerimizi gün be gün yok etmeye çalışmak neden? Betonlaşma tehlikesi, sadece
yaylalarda değil, deniz kıyısında, plajlarda da söz konusu üstelik. Kaş’ın
birbirinden güzel, bakir koyları Kaputaş ve Hidayet’in Koyu da
betonlaştırılıyor şu günlerde.
 |
Burası da yayla ! (Foto: internet) |
Yeşil Yol ile yayla turizmi, yeni
yeni başlayan eko turizm baltalanacak.
Biz şimdi yaylalara gittiğimizde, yayla evlerinde kalıyoruz. Misafir
gibi hissediyoruz kendimizi müşteri gibi değil. Ama Yeşil Yol’dan sonra
buralara yıldızlı oteller yapıldığında, yöre halkı nereden gelir elde edecek ?
Karadeniz’in dereleri HES
Projeleriyle bir bir kurutulurken, şimdi de ormanları Yeşil Yol Projesi ile yok
olma riski altında. Bir sürü insan yazıyor, çiziyor, protestolar ediyor. Belki
sesimiz duyulur. Bu inat projelerden vazgeçilir. İnsan her şeye karşın ümidini
yitirmek istemiyor.
 |
Burası da Uzungöl (Fotoğraf: İnternet) |
Neyse
“Turunun tek orneği” olan Endemik
Tur ile gerçekleştirdiğimiz 5 günlük Rize yaylaları gezimizin ilk durağı Gito
idi. Bulutların üstünde sallandığımız o masalsı salıncağın olduğu Koçira
Pansiyon’da 2 gece kaldık. İlk gün Gito’nun görkemli manzarasını izledik,
terasta Koçira’nın delileriyle sohbet ettik.
 |
Gito Yaylası. Koçira Pansiyon. |
 |
Koçira'nın Bulut Salıncağı |
Yeşil Yol’a Hayır videosu çektik.
Ertesi gün, Ambarlı Yaylası’na gittik. Geçen sene yürüdüğümüz parkuru
yürüyecektik. Hedefimiz, göle ulaşmaktı ama yapamadık çünkü çok kar vardı.
Karın bizi durdurduğu yerde öğle yemeği molası verdikten sonra köye geri
döndük. Biraz köyü gezip Koçira’ya doğru yola koyulduk.
 |
Ambarlı'ya giderken |
 |
Ambarlı'ya giderken |
 |
Ambarlı'ya giderken |
 |
Ambarlı'ya giderken |
 |
Ambarlı Yaylası |
 |
Ambarlı Yaylası |
 |
Gito Yaylası |
 |
Koçira Pansiyon. Gito Yaylası |
 |
Gito |
 |
Maşallah ! |
 |
Gito |
Sonraki durağımız Çat Vadisi
idi. Burada dere kenarındaki Toşi Pansiyon’da bir gece konakladık. Çat
Vadisi’ndeki tüm yaylaları da yağış nedeniyle gezemedik. Arkadaşlar, "Neden bu mevsimde gidiyorsunuz. Haziran'da soğuk, yağışlı olur oralar" demişlerdi. Nitekim yağışlıydı da. Ama hiç pişman olmadım Haziran'da gittim diye. Karadeniz'in sisli, bulutlu, yağışlı hali de görmeye değerdi. Fantastik bir film setinde gibi hissettim kendimi hep. Orman içindeki patikalarda yürürken, aniden önüme Frodo ya da Gandalf çıkacakmış gibi hissettim ki, harika bir histi. =)
 |
Çat Vadisi |
 |
Çat Vadisi |
 |
Çat Vadisi |
 |
Çlanç Köprüsü |
 |
Çlanç Köprüsü |
 |
Çlanç Köprüsü |
 |
Çlanç Köprüsü |
 |
Çlanç Köprüsü'nden |
2 gece de Pokut
Yaylası’nda Doğa Konukevi’nde kaldıktan sonra bu senenin ilk Karadeniz
macerasını istemeye istemeye sonlandırdık.
 |
Pokut Yaylası |
 |
Pokut'dan Sal Yaylası |
 |
Sal'dan Pokut Yaylası |
 |
Pokut Yaylası |
 |
Pokut Yaylası |
Tek kelime muhteşem...
YanıtlaSilSeneye ölmezsem oradayım inşallah :)
YanıtlaSilİnşallah gidersiniz. Pişman olmayacağınıza garanti veririm =)
Sil